Tatlı İntikam’dan bir çift taze soluk; Cemre Gümeli ve Emre Taşkıran

Bir dizi var; hikâyesiyle, oyuncularının başarısıyla, müziğiyle, saçtığı güzel enerjisiyle yayınlandığı ilk günden itibaren izleyicilerin gönlünde taht kurdu. “Acaba nedir nedir?” demeye kalmadan, cevaplarınızı duyar gibiyim; evet Tatlı İntikam’dan bahsediyorum! Dizinin dalgalanıp da durulan, hızlı koşup yorulan tatlı mı tatlı çifti Simay ve Hakan’ı yakın markaja aldık, karakterleri canlandıran genç oyuncular Cemre Gümeli ve Emre Taşkıran ile keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.

Tatlı İntikam’dan bir çift taze soluk; Cemre Gümeli ve Emre Taşkıran

Her hafta sizi Simay ve Hakan olarak izliyoruz. Onları bir de sizden dinleyelim.

Cemre Gümeli: Simay, sistaların beyni. Başkalarına akıl veren davranışlarıyla adeta mantık abidesi kendisi. Mesela Başak daha duygularıyla hareket ederken, keza Pelin de öyle, Simay kız grubu içinde böyle bir misyon üstlenmiş durumda. Daha toparlayıcı, daha sakin kalmaya çalışan, biraz daha domestik bir karakter. ‘’Ben evliyim, her şeyi bilirim, en iyi ben bilirim’’ gibi kız grubu içinde tavsiyeler verse de kendine döndüğünde çok komik hatalar yapabiliyor. Ama olaylar karşısında diğer kızlara oranla daha sakin, panik değil.

Emre Taşkıran: Hakan oldukça sabırlı ve sakin biri. Çok mantıklı ancak karşısındakine düşüncelerini empoze etme gibi bir derdi yok. ‘’Aman ağzımızın tadı bozulmasın’’ çabası içinde. Onun için ailesiyle birlikte mutlu olmak yeterli.

Fotoğraf: Çağrı Kılıçcı

Peki, karakterinle aranızda bir benzerlik bul desem?

Cemre Gümeli: Simay bazen çok fazla kafa yorabiliyor bazı şeylere, benim de zaman zaman üzerine aşırı kafa yorduğum şeyler olabiliyor. Fakat genel olarak düşünüldüğünde Simay’la birbirimize pek benzemiyoruz. Her şeyden önce ben kesinlikle o kadar sakin biri değilim (gülüyor). Daha tez canlıyımdır, genel olarak günlük hayatımda bir şey hemen olsun bitsin isterim.

Emre Taşkıran: Aileye verdiği önem, eşine bağlılığı ve sabrı açısından benziyoruz. Fakat Hakan, bana oranla çok daha sabırlı. Ayrıca tekdüzeliği de seven bir adam. Ben pek onun gibi değilim, monotonluktan hoşlanmam. Büyük bir sorun olduğunda da Hakan gibi her zaman soğukkanlı olamayabilirim.

Dizide kızlar arasında üçlü bir koalisyon var. Bu gerçek hayatta da var galiba aranızda? Leyla Lydia Tuğutlu ve Hazal Türesan hakkında ne söylemek istersin?

Cemre Gümeli: Öyle tabii. Biz belli günler çalışıyoruz ama Leyla sürekli sette olmak zorunda. Bu yüzden aslında Hazal’la daha çok vakit geçirdiğimiz oluyor bazen. Dizi için okumaları yaptığımız ilk günden daha saatlerce oturup, sohbet etmiştik yani elektriğimiz daha o anda tutmuştu. Hem Leyla hem de Hazal birlikte çalışması ve vakit geçirmesi çok keyifli ve tatlı insanlar.

Şimdi gelelim gerçek hayattaki size. Neden oyunculuk? Yani kiminin sağlam bir hikâyesi vardır meslek seçiminde, kiminin de tamamen tesadüftür ya hani?

Emre Taşkıran: Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Tiyatro Bölümü mezunuyum; Hazal’la da aynı bölümdeydim bu arada. Fakat tabii bunun öncesi de var (gülüyor). 18 yaşında Trabzon’a gittim. Turizm ve Otelcilik bölümünü kazanmış, hatta sonra turizm alanında çalışmaya başlamıştım. Keyifle yapıyordum bu işi. Yani ben kesinlikle saatlerce oturup, bir masa başı iş yapamazdım. Aslında turizm de o noktada karşılıyordu beklentilerimi. Fakat hem aileden uzak kalma hem de kendi hayatımı yaşamaya başlama bende farkındalığı artırdı. Daha fazla okuyup bir şeylerin üzerine gitmeye başladım. Oyunculuk değil de yazmaya çok hevesliydim en başında. Ancak anlatmak içgüdüsü daha ağır basmaya başlayınca ben de daha derin düşünmeye başladım. Sonra aslında ne istediğimi düşünürken oyunculuğa doğru yaklaştım. 20 yaşında şu soruya cevap aradım: Nasıl anlatsam? ‘’Yazsam mı, dans mı etsem, şarkı mı söylesem?’’ Ve tabii ki hepsini oyunculukla yapabileceğimi fark ettiğimde bu alana yöneldim. Akabinde hemen Trabzon’dan Ankara’ya doğru döndüm ve oyunculuk sınavlarına hazırlanmak için Ankara Sanat Atölyesi’ne yazıldım. Bunu aileme ilk söylediğimde babam ‘’Eyvah yandık!’’ derken, annem ise ‘’Hayırlısı olsun’’ şeklinde tepki verdi.

Cemre Gümeli: Benim hayatımda tiyatro hep vardı. Üniversite'ye girdim, o sırada bir dönem Haldun Dormen'le çalışıp tiyatroda farklı ekiplerde rol aldım. Daha sonra üniversitede kendi okuluma bağlı bir ekip vardı, yaklaşık dört yıl onlarla çalıştım. Sonra bu işi profesyonel olarak yapmak istediğimi ve oyunculuğa tutkuyla bağlandığımı fark ettim. Derken kendimi New York'da buldum. Orada beş buçuk ay kaldım. Sanat okumaya devam ederken kalan tüm vaktimi tiyatroda geçiriyordum. Haldun Hoca'nın üzerine farklı ekollerden de bir şeyler katmış oldum kendime. Oradan döndüğümde bu işe başlamak için kendimi hazır hissediyordum. Tam da bu dönemde kendimi "Tatlı İntikam" ekibinin içinde buldum. Annemle babam için de şaşırtıcı olmadı, çünkü oyunculuğa olan eğilimimi biliyorlardı.

Peki; Türkiye'den ya da dünyadan "İdolüm" diyebileceğiniz oyuncular kimler?

Cemre Gümeli: Çok var aslında ama aklıma ilk gelen, oynadığı belki de bütün filmleri izlediğim için Kate Winslet. Bakışıyla ve duruşuyla oynadığı her role aynı inandırıcılıkta bürünebilen bir kadın. Büyük hayranıyım kendisinin.

Emre Taşkıran: İdol olarak görebileceğim o kadar çok isim var ki, saymakla bitmez. Yalnız ilk aklıma geleni söyleyeyim; Tom Hanks.

Bir dizi oyuncusu olarak siz nasıl izleyicilersiniz? Bazıları oynar ama izleyemez kendini; siz izler misiniz?

Emre Taşkıran: Evet, set yoksa izlerim. O an oynarken ne kadar iyi veya beklentinden ne kadar düşük olabildiğini göremeyebiliyorsun. Ancak izlediğinde tüm bunlar açığa çıkıyor. Kendimi eleştirmeyi seviyorum, bu yüzden de mümkün oldukça oyunculuğumu izliyorum. Genelde ise çok acımasız bir izleyici değilim. Sonuçta ortada verilen bir emek var ve buna her türlü saygı duyarım. Tabii bazen iyi bir işte "Bu neden böyle olmamış, bu da böyle olsaymış" dediğim de olmuyor değil. Bu da herhalde mesleki deformasyon.

Cemre Gümeli: Ben aslında kendimi izlemekten çok haz etmiyorum. Fakat tabii ki hatalarımı görmek açısından izlemem ve ne yaptığımı görmem gerekiyor ki, kendime notlar çıkarabileyim. Böylece bir yerde bir sıkıntı varsa onu düzeltip kendime bir şeyler katabilirim. O yüzden izlemeye çalışıyorum. Başkalarını izlerken de ne çok pasif kalabiliyorum ne de çok eleştiriyorum. Bir şey görürsem kendi kendime "Aa... Acaba niye bunu böyle yapmamışlar da öyle yapmışlar" diye sorgularım. Ayrıca medya geçmişimden dolayı iyi fotoğraf ve ışık gibi alanlara hakimim. O yüzden bazen biraz yorucu olabiliyor bu.

Şu aralar deli gibi izlediğiniz, tutkunu olduğunuz bir dizi var mı? Ya da gelmiş geçmiş en favori diziniz?

Cemre Gümeli: Şu aralar en sevdiğim dizi "Shameless". Eskilerden de "Friends" ve "Sex and the City" hastasıyım.

Emre Taşkıran: "How I Met Your Mother", "Breaking Bad" ve "Dexter"ı söyleyebilirim. "Game of Thrones"u saymıyorum bile, o herkesin taptığı dizi zaten. Daha da var ama saymaya kalksam röportajı bu soruyla bitirmek zorunda kalırız (gülüyor).

Peki, en son izlediğiniz film nedir?

Emre Taşkıran: Animasyon filmlerini çok seviyorum. Elimden geldiğince de takip ediyorum yeni çıkanları. En son da Zootropolis isimli animasyon filmini izledim. Tavsiye ederim...

Cemre Gümeli: Woody Allen'ın Cafe Society'si.

Sizi en çok etkileyen, "Şu sahnede keşke ben oynasaydım!" dediğiniz film hangisi?

Cemre Gümeli: En sevdiğim filmlerden biri "Eternal Sunshine of the Spotless Mind". Yaklaşık 15 kere izlemişimdir. Malum, Kate Winsle hayranıyım. Filmde canlandırdığı Clementine Kruczynski'yi oynamayı çok isterdim çünkü dengesiz, gelgitleri olan bir kadın. Jim Carrrey'nin canlandırdığı Joel Barish karakteri Clementine'a dair hafızasındaki anıları sildiriyor. Ve silinmesine yakın "Artık sonuna geldik, bitiyor gideceksin hafızamdan" diyor. O da "Bir daha ki sefere..." şeklinde karşılık veriyor. Mesela o sahne beni her zaman çok etkiler çünkü duygusu çok yüksek.

Emre Taşkıran: Bu soruya şöyle cevap verebilirim; inanılmaz derecede Star Wars hayranıyım. O seriyi kaç kere izledim sayısını hatırlamıyorum. Ve gerçekten bir şans verilseydi Anakin Skywalker yani hepimizin bildiği Darth Vader karakterini canlandırmak isterdim. Benim için her sahnesi ayrı özeldir çünkü. Hayden Christensen'ın yerinde olmayı isterdim.

Türkiye'de karşılıklı oynamayı özellikle istediğin bir oyuncu var mı?

Emre Taşkıran: Adile Naşit ile oynamayı çok isterdim. Keşke hala aramızda olsaydı...

Cemre Gümeli: Aslında o kadar çok isim var ki, birini söylesem mutlaka diğeri eksik kalacak. Fakat aklıma ilk gelen Haluk Bilginer ve Genco Erkal.

"BU MESLEKTE 'OLDUM' ÖLDÜMDÜR"

En çok kimin takdirini almak "Tamam, artık ben olmuşum, iyiyim bu işte!" diye düşündürür sana? Ya da kimin takdirini almak mutluluktan havalara uçurur?

Emre Taşkıran: Hiç unutmam, oyunculuk için eğitim almaya başladığım ilk yıllarda hocam şöyle demişti; "Bu meslekte oldum, öldümdür". Dolayısıyla ben hiçbir zaman "Oldum!" demeyeceğim. Çünkü böyle öğrenmedim. Ayrıca oyunculuk çok muazzam bir yolculuk ve her gün yeni bir şey öğreniyorsun, bunun sonu yok ki... Ben büyük bir Şener Şen hayranıyım ve gerçekten günün birinde onunla çalışmayı çok isterim. Ondan bir takdir almak yeteri kadar mutlu eder beni.

Cemre Gümeli: Ben de kesinlikle Emre gibi düşünüyorum. Oyunculukta pişmenin bir sonu yok. Her yeni gelen karakterle kendine bir şeyler katıyorsun... Ayrıca Meryl Streep oyunculuğum hakkında güzel şeyler söylese havalara uçarım herhalde...

Şimdi beş kelime sayacağım; bu kelimelerin sizdeki karşılıklarını öğrenmek istiyorum...

Cemre Gümeli: Hayat: Deneyim

Mutluluk: İstediğini yapabilme özgürlüğü

Yemek: Mutluluk

Sevgili: Yol arkadaşı

İntikam: Çok gerekli olduğunu düşünmediğim bir duygu (Çünkü ben karmaya ve ilahi adalete inanan bir insanım ve intikamın benim hayatımda yeri yok)

Emre Taşkıran: Hayat: Sağlık

Mutluluk: Başarı

Yemek: Serüven

Sevgili: Yol arkadaşı

İntikam: Hata

Hayat gailesinde herkes bir şeylerin peşinde. Sen neyin peşindesin şu hayatta mesela? Nasıl hayallerin var kendinle ilgili?

Cemre Gümeli: Hayatımın bir döneminde kendi mesleğimi yurt dışında da yapabilmeyi çok isterim. Bununla ilgili hayallerim var...

Emre Taşkıran: Hayatımızda pek çok değer yargılarımız var. Ben en başta sahip olduğum bu değer yargılarını kaybetmemeyi istiyorum. Hocalarımdan biri sınavı kazandığım gün bana demişti ki; "Ne kadar yukarı çıksan da aşağı düşsen de şu anı unutma!" İşte her şeyde o beni dengeliyor. O an, o duygu çok tertemizdi, çok saftı.Kendimle ilgili planlarım konusuna gelecek olursak; "İnsanlar planlar yaparken, Allah yukarıdan bakıp gülümsermiş" diye çok sevdiğim bir laf var. Hepimiz planlar yapıyoruz, tabii ki hedeflerimiz var, işimizde en iyilerden olmak istiyoruz ama bu doğrultuda sağlığımın yerinde olması, kendimi her şartta iyi hissediyor olmam çok önemli.

"ŞÜPHE TEK GERÇEKTİR DERLER YA BİR NOKTADA ŞÜPHEYE DÜŞTÜĞÜN ANDA İŞLER HİÇ DE YOLUNDA GİTMİYOR DEMEKTİR"

Arada sırada bunaldığın oluyor mu? Hiç "Nereden seçtim bu mesleği!" dedirtecek bir olay yaşadın mı mesela? Ya da "Yanlış mı yaptım?" diye tereddüt ettiğin anlar oldu mu?

Cemre Gümeli: Geç saatlere kadar çalıştığımız, çok yorulduğumuz tabii ki oluyor. Ama ben okul zamanlarımda da öyleydim. Çift dal yapıyordum ve iki dalı birden koşturmak zorundaydım. Bir yandan da tiyatroyu idare etmem gerekiyordu. O da haftanın dört beş günüydü. Yani hayatım boyunca hep yoğundum. O yüzden bu tempo alışık olmadığım bir şey değil. Ayrıca işimiz güzel, çalıştığımız insanlar güzel, biraz da pozitif yaklaşınca bıkkınlık da olmuyor, yorgunluk da.

Emre Taşkıran: Ben de hiç hissetmedim öyle sarsıcı bir yorgunluk, ya da "Niye seçtim bu mesleği!" dedirecek bir şey yaşamadım hiç. Yalnızca okulun ikinci senesinde inanılmaz korkmaya başlamıştım. Öyle büyük bir korkuydu ki bu, okulu bıraktıracaktı bana. Hani sıkıştığımız zamanlarda bizden daha tecrübeli insanlarla sohbet ederiz ya, yine orada bir aydınlanma çağına girdim ben. Ankara'da Durukan Ordu diye bir oyuncu var, Ankara Devlet Tiyatrolarından çok sevdiğim bir abimdir. Bir gün ona "Ben bu işi yapamayacağım konusunda endişelenmeye başladım" dedim. Ve bu korkunun beni işten uzaklaştırmaya başladığını söyledim. O da bana kendisiyle ilgili benzer bir hikaye anlattı. Onunla yaptığımız kısa konuşmadan sonra bende bir şeyler değişti. Hani en çok korktuğun anda daha sıkı tutunursun ya bazen, benimki de öyle oldu. Ya bırakacaktım ya daha da sıkı tutunacaktım işime, ben ipleri bırakmadım, o günden sonra daha da sıkı tuttum. "Şüphe tek gerçektir" derler ya, bir noktada şüpheye düştüğünüz anda işler hiç de yolunda gitmiyor demektir. O noktayı iyi tespit edebilmeli. Ben o açıdan şanslı olanlardanım işte...

Daha çok yenisiniz bu sektörde ama bir gün bu işten soğursanız mesleki anlamda bir “B planı” var mı kafanızda? Yani bir gün bu işten uzaklaşmaya karar verirseniz ne yaparsanız?

Emre Taşkıran: Bende ya oyunculuk ya oyunculuk. Bu soru için başka bir cevabım yok. Ama illa bir şey söylememi istersen f1 pilotu olmayı isterdim mesela…

Cemre Gümeli: Böyle bir planım yok şu an çünkü oyunculuktan başka bir şey düşünemiyorum. Ama medyadan geldiğim için işin sinematografik kısmını çok seviyorum. Bir şeyler yaratmayı seviyorum ve şu anda bile vaktim olsa kendi kendime bir şeyler çeker kurgularım.


Dört dörtlük bir oyuncu olmak için her şeyi yapar mısın? Sana verilen her rolü oynar mısın? Kuralların, sınırların var mı? Ya da şöyle sorayım; iyi oyuncu olmanın sendeki karşılığı ne?

Cemre Gümeli: Rol için üstlenilen görev gerçek manada senaryoya hizmet ediyorsa, çoğu şeyin yapılabileceğini düşünüyorum. İyi oyuncu olmaya giden yolun da kendini geliştirmekten geçtiğine inanıyorum.. Çünkü kendine bir şeyler katarak ilerlemezsen bir yere varamazsın…

Emre Taşkıran: Sonuçta oynamak için varız, oynamak için oyuncu olduk. Ve iyi bir oyuncu olabilmek için, önce çok çalışmak gerekiyor, yeterli özveriyi göstermek gerekli.

Yazma kabiliyetin var mı? Ya da şöyle sorayım; sanatın başka dallarına ilgin ne durumda?

Emre Taşkıran: Yazma kabiliyetim var denilebilir aslında, yazmayı seviyorum. Müziğe de ilgim var biraz, orta profesyonel derecede klarnet çalıyorum, altı yıldır falan.

Cemre Gümeli: Yazma kabiliyetim olduğu çok da söylenemez. Fakat sanatın pek çok alanına ilgim var. Mesela sanat tarihi çok önemli benim için. Ayrıca uzun dönem piyano çaldım ama epeydir elimi sürmedim. Bale yaptım uzun bir dönem. Şu an ona dönme istediğim de var, saatlerce pointe çıkabilirim…

Fotoğraf: Sinan Arslan

"TİYATRO MU SİNEMA MI?" DEMEK 'ANNENİ Mİ ÇOK SEVİYORSUN BABANI MI?' DEMEK GİBİ"

Tiyatro mu sinema mı? Hangisini izlerken daha büyük keyif alıyorsun?

Cemre Gümeli: Ne bileyim aslında ayırt edemiyorum… Tiyatro için ölüyorum ama film hastası da bir insanım. Tiyatroda şimdiye kadar bulunduğum ekiplerde hep çok severek oynadım. Bundan sonrası için de oynamayı çok isterim. Tiyatro izleyicisi olmakla alakalı da şunu söyleyebilirim; bir oyunu izliyorsunuz ve o oyunun bir dinamiği var, seyirciden aldığı tepkiyle yürüyor, orada bir enerji sirkülâsyonu var. Yani bu açıdan tiyatro inanılmaz bir şey.

Emre Taşkıran: Bu biraz “Anneni mi daha çok seviyorsun babanı mı?” diye sormak gibi. Ayırt edemiyorsun birbirinden.

Yılın ilk yarısını geride bıraktık. Bu kısmı tek kelimeyle tarif etmeni istesek? Bu yılın kelimesi ne olur senin için?

Cemre Gümeli: Bu yılın kelimesi bende; çalışmak, ilerlemek.

Emre Taşkıran: Bu yılın kelimesi benim için, başlangıç.

Şimdi bunu da sormadan geçemeyeceğim; dizide Pelin’in başına gelen gerçek hayatta da senin başına gelse ne yapardın? Batıl inançların var mı?

Cemre Gümeli: Benim o türlü batıl inançlarım yok. Ve öyle olmak hayatı çok zorlaştırır diye düşünüyorum.

Emre Taşkıran: Batıl inançlarım yok. Sadece insanlara, çevrene nasıl davranırsan hayat da sana aynı şekilde davranıyor diye düşünüyorum.


"ONDAN ŞÜPHE ETMEDİĞİNDE TERAZİYE KOYUP TARTMADIĞINDA İŞTE O AŞKTIR"

Ve sana göre aşk… Bir insanda neyi bulursan ‘İşte bu aşk’ dersin?

Emre Taşkıran: Temelde ama’ların olmadığı bir şeydir bence aşk. “Ama şu özelliği böyle, ama bu huyu şöyle…’ demediğinde, ondan şüphe etmediğinde, teraziye koyup tartmadığında işte o aşktır.

Cemre Gümeli: Bence aşk insanı “İşte bu aşk" diyemeyecek kadar aptal eden bir şey. Yine de, bir ilişki varsa güven konusunu halledebilmiş olmalıyız, toleranslı davranabiliyor olmalıyız, zaten aşk ise o, çok iyi arkadaş olmamız gerekir önce, her şeyi paylaşabilir olmalıyız birbirimizle. Bunlar varsa aşk vardır.

Sanıyorum yalnızsınız ikinizde. Bu tercih edilmiş bir yalnızlık mı? Yoksa şu an hayatınızda aşka yer yok mu?

Cemre Gümeli: Tercih edilmiş bir şey değil de, ben şu an tamamen işime kanalize olmuş durumdayım. Hayatım iş.

Emre Taşkıran: Ben de tamamen iş odaklı yaşıyorum şu an. Bu “Asla aşk istemiyorum”demek de değil, olabilir de tabii. Fakat şu an odaklandığım tek bir yer var, o da iş ve bu beni şu an için tatmin ediyor.

İnsanların seni tanıdıktan sonra “Vay be şuna bak” dedikleri şaşırtan bir özelliğin var mı? Kuytu köşende kalmış, dışarıdan bakınca senden beklenilmeyen ama yakından tanıyınca insanların şaşırdığı falan…

Emre Taşkıran: Yazmayı seviyorum ve insanlarla bunu paylaşmayı da seviyorum. Yazdığım şeyleri sevdiğim arkadaşlarımla paylaştığım zaman gerçekten şaşırıyorlar.

Cemre Gümeli: İnsanlar benimle tanışmadan evvel çok soğuk bulurlar beni, tanıdıktan sonra da sıcakkanlı tavırlarıma çok şaşırırlar.

"SELAH SUE'NİN SON ALBÜMÜNÜ BU ARALAR TEKRAR TEKRAR DİNLİYORUM"

Müzikle aran nasıl? Herkesin gece uyumadan önce üst üste dinlediği şarkılar vardır, senin şarkın hangisi?

Emre Taşkıran: Okulda şan eğitimi aldım. Karadeniz türkülerini söylemeyi severim. “Sesim çok iyi” diyemem, yalnızca keyif alırım söylerken. Ama bir enstrüman çalmayı daha çok seviyorum diyebilirim.Bu aralar en çok dinlediğim şarkı; Evgeny Grinko – Valse

Cemre Gümeli: İyi bir dinleyici olduğumu söyleyebilirim, piyano çalıyordum bir dönemler. Sesim çok da iyi diyemem ama şarkı mırıldanmayı severim. Selah Sue’nin son albümünü bu aralar tekrar tekrar dinliyorum.

Ve son olarak; pek çok genç son yıllarda yurt dışına yerleşme hayalleri peşinde. Senin yakın gelecekle ilgili bu türlü planların var mı? Nasıl bakıyorsun bu konuya?

Cemre Gümeli: Yurtdışında yaşadığım dönem boyunca çok keyif aldım. Ve şimdi tabii ki buradaki hayatımı çok seviyorum ama orayı da özlüyorum. Az evvel söylediğim gibi, kaç yıl sonra olur bilmiyorum ama kendi mesleğimi yurt dışında da yapmak istiyorum.

Emre Taşkıran: Ben bu ülkede yaşamayı seviyorum. Bu ülkede doğduğum için de mutluyum. Hiçbir zaman yurtdışı hayalleriyle yanıp tutuşan bir çocuk olmadım. Ama gidip, gezip görmek istediğim yerler tabii ki var, ayrıca oyunculuk anlamında oraya belli aralıklarla giderek kendimi mesleki anlamda geliştirmeyi de isterim. Şimdilik böyle, ama sonrasını bilemem…

Emoji ile tepki ver!

Yorumunu Paylaş